Önceki gün Keşan FM’de yayımlanan “Sanayi ve Ticaret Saati” adlı programda, bölgedeki un imalatı ve buğday üretimi ele alındı.
14 Temmuz Çarşamba günü Keşan FM’de yayımlanan “Sanayi ve Ticaret Saati”nde, bölgedeki un imalatı ve buğday üretimi ele alındı.
Programda yapılan konuşmalarda; bölgedeki buğday üretiminin düşük ve kalitesiz olduğuna dikkat çekilerek, çiftçinin bilinçlendirilmesi gerektiğine işaret edildi.
Evren Un’dan Ahmet Yörük ve Anıl Un’dan Necati Görür’ün konuk olarak katıldığı programı, Keşan Ticaret ve Sanayi Odası (KTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Helvacıoğlu ve Medya Keşan Gazetesi Köşe Yazarı Cavit Deniz hazırlayıp sundu.
Saat 15.00 sıralarında başlayan programın başında konuşan Helvacıoğlu, “Sanayi ve Ticaret Saati” nin 5.sini gerçekleştirdiklerini belirterek, dünyada ve Türkiye’deki buğday üretimi ile bölgenin hububat sorunları ve çözüm yollarının ele alınacağını aktardı.
İlk sözü alan Ahmet Yörük, Evren Un’un ortaklarından olduğunu ve 35–40 yıldır un imalatı ile uğraştığını dile getirerek, şöyle dedi: “Bölgemizde buğday hasadının devam ettiği bir dönemde böyle bir program yaptınız. Hasat dönemi çiftçilerimize hayırlar getirir inşallah.”
“TÜRKİYE UN İHRACATINDA 3.”
Dünyada 650–700 milyon ton, Türkiye’de ise 18–22 milyon tonun buğday üretildiğini ifade eden Yörük, şu bilgileri verdi: “Dünyada üretilen buğdayın 120–125 milyon tonu ticarete konu olmaktadır. 12–13 milyon tonu un ticareti olarak alınıp satılıyor. Geri kalan kısmı buğday ticareti olarak gerçekleşmekte. Genellikle buğday ihraç eden ülkelerin başında Amerika geliyor. Buğday ihracatının %20’sini Amerika ve Rusya karşılıyor. Sonrasında ise Kazakistan, Avustralya, Avrupa Birliği ülkeleri ve Ukrayna olarak sıralanıyor.
Un ihracatında Kazakistan birincidir. Daha sonra Avrupa Birliği ve Türkiye geliyor. Türkiye 2005 yılında 2,3 milyon tonla ihracatta dünya birincisi, 2009’da ise 1 milyon 800 bin tonla dünya üçüncüsü oldu. İhracatımızı Irak, Endonezya ve Filipinler’e yapıyoruz. Onların haricindeki ülkelere ufak tefek ihracatımız var. 5 kıtaya ihracatımız var. Türkiye’nin ihracat yapabilmesi için, dünya piyasasından buğday ithal etmesi lazım. Belki de ihracat yapan ülkeler içerisinde tek Türkiye bir yandan ithalat, bir yandan ihracat yapmaktadır. İhracatımız tamamen ithalata dayalıdır. Zaman zaman da TMO bize buğdayı dünya piyasası fiyatlarından satarak destekliyor ve o şekilde ihracat yapıyoruz. Yoksa ülkedeki iç piyasa fiyatlarıyla ihracat yapma şansımız yok. Dahilde işleme izin belgesi alıyoruz. O belge karşılığında ihracat yapıyoruz. Onun karşılığında da ithalat gerçekleştiriyoruz.”
NECATİ GÖRÜR: KAPASİTE ÇOK FAZLA
Necati Görür de konuşmasına, buğday üretimiyle ilgili bölgede kalite ve verimlilik yönünden sıkıntılar bulunduğunu belirterek başladı.
İbriktepe’de Anıl Un Fabrikası’nın ortaklarından olduğunu, Un Sanayicileri Federasyonu’nun Kurucu Üyesi olduğunu ve kısa bir süre başkanlığını yürüttüğünü dile getiren Görür, “Türkiye’de bin 160 tane kayıtlı un fabrikası var. Bunların Türkiye genelindeki toplam kapasiteleri yıllık 34–35 milyon tondur. Türkiye’nin ürettiği buğday ise 18–21 bin ton arasında değişiyor. Bunun yanında Türkiye’nin toplam nüfusunun ihtiyacı olan un 10–12 milyon tondur. 1 milyon 800 bin ton civarında da un ihracatımız var. Sektörün aşırı bir kapasitesi var. Burada rekabetin çok fazla olduğunu görüyoruz. Olacaktır da. Hal böyleyken, devlet un fabrikası kurulması için teşvikler vermektedir.” dedi.
AMERİKA’DA 250 UN FABRİKASI VAR
Bu arada söze giren Mustafa Helvacıoğlu, Türkiye’de bin 160 kayıtlı un fabrikası bulunduğuna ve hala teşvik verildiğine işaret ederek, Amerika’da ise 250 un fabrikası bulunduğunu kaydetti.
Necati Görür de şu bilgileri verdi: “Bin 160 tane kayıtlı fabrika var. Bir de kayıtlı olmayanlar var. Bizdeki sıkıntı, Amerika’da ve dünyada 1970’li yıllarda yaşandı. Bu konuda önlemler aldılar. <Sen fabrika yapamazsın. Olan binanı büyütemezsin ve kapasiteni artıramazsın.> dediler ve ruhsat vermeyip müsaade etmediler. 6 holding, Amerika’nın %60-70 un kapasitesini karşılıyor. Japonya’da geminin içinde fabrika kurmuşlar. Buğdayı gemide işleyip nereye götürecekse oraya götürüyor. Bizim sektördeki atıl kapasitenin büyük sıkıntıları var. Pazar payında sıkıntılar var. Piyasada çok büyük rekabet var. Fiyat ve ödeme şekli yönünden sıkıntılar var. Dünyada görülmemiş bir ticaret sistemi var un sektöründe.”
HELVACIOĞLU: BÖLGEDE %50’YE YAKIN BUĞDAY EKİMİ VAR
Helvacıoğlu da Keşan’da 554 bin dekar tarım alanından 250 bin dekarına, İpsala’da 550 bin dekar tarım alanından 158 bin dekarına Enez’de ise 161 bin dekar tarım alanından 72 bin dekarın buğday ekildiğini ifade ederek, “Bölgeye bakıyoruz %50’ye yakın bir ekim var. Ciddi bir ekonomik destek anlamına geliyor. Son günlerde pazar arayışı başladı.” diye konuştu.
Daha sonra konuşan Ahmet Yörük de yağışlar, hasat döneminde karşılaşılan sorunlar ve buğday verimliliğini değerlendirerek, %30–35 verim eksikliği bulunduğunu dile getirdi.
İRFAN ÖZTÜRK, SIKINTILARI DİLE GETİRDİ
Programa telefonla katılan Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü Teknik Müdür Yardımcısı Ziraat Yüksek Mühendisi İrfan Öztürk, bu yıl ekim döneminde büyük sıkıntılar yaşandığına dikkat çekerek, ekim döneminde yağışların çok fazla olduğunu ve ekimin zamanında yapılamadığına işaret etti.
Öztürk, şöyle konuştu: “Kış döneminde de aşırı yağış oldu. Bitkilerde kök hastalıklarla ilgili sorunlar çok fazlaydı. İlkbahar döneminde genelde bölgemizde gübreleme şubatta yapılıyordu. Bölgenin birçok yerinde azotlu gübreleme mart ayı sonlarında yapıldı. Kök hastalıklarla ilgili mücadele zamanında yapılamadı. Eylül ayından mart sonuna kadar 600 mm.nin üzerinde yağış düştü. Aşırı yağış nedeniyle tarlalara birçok yerde girilemedi. Yabancı otlarla ilgili mücadele de zamanında yapılamadı. Mayısta düşük miktarda yağış oldu. Dane dolumu yetersiz kaldı. Bu sene gerek verimde gerek kalitede önceki yıllara göre istediğimizi alamıyoruz. Kalite ve verimde düşüklük yaşanıyor. Hasat döneminde yağış düşmesi de sorunlara neden oldu. Bu sık karşılaştığımız sorunlardan. Dane rengini bozmasının yanında, düşük sıcaklık, nemin fazla olması hastalıklara neden oluyor. Biraz sorunlu bir yıl geçirdik.”
“SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
İklimdeki değişiklikler ve geç dönem yağışlarının daneyi olumsuz etkilediğini ve enstitüde yapılan çalışmaların genel amacının, bölgenin sorunlarına çözüm getirmek olduğunu kaydeden İrfan Öztürk, şunları söyledi: “Amacımız, hastalığa dayanıklı çeşidi bulmaktır. En son geliştirdiğimiz çeşitlerden Bereket, Selimiye ve Aldane var. Bu sene hasat döneminde düşen yağışlar, kavuzu geniş olan çeşitleri daha fazla etkiler. Bölgede ekimi yapılan Bereket ve Selimiye çeşitleri kavuz yapısı en sıkı çeşitlerdir. Yağışın daneye hiç geçmeyeceği çeşit bulmak imkansız ama kavuzun çok sıkı sarması bile yeterlidir. Bölgede yetişen diğer çeşitlerle kıyasladığımızda epey fark var. Biçerdöverde dahi fark ediliyor. Bu çeşitler yağışlardan en geç ve en az etkilenen çeşitlerdir. Bu çeşitler Türkiye genelinde ekmeklik kalitesi en iyi çeşitlerdir. Süne zararlısı kalitesi düşük çeşidi daha çok etkiler ama kalitesi yüksek olanı fazla etkilemez. Azotlu gübreleme kaliteyle en çok ilgili gübrelemedir. Bölgemizde en çok ekilen çeşitler Flamura ve Flamura 85 ve Pehlivan çeşitleri… Selimiye ve Bereket ve Aldane çeşitleri bölgede ekilen diğer çeşitlerin yerini alabilecek kalitede.”
İrfan Öztürk; Selimiye, Bereket ve Aldane çeşitlerinin özellikleri hakkında detaylı bilgiler verdi.
ÇEŞİT ÇOK..!!
Programın devamında, Deniz’in, “Bu kadar çeşitli buğday ekimine un sanayicisi nasıl bakıyor?” sorusunu Görür şöyle yanıtladı: “157 çeşit buğday var. Bunların hepsini aklımızda tutamıyoruz. Ekolojik yapının, toprak yapısının ve iklim yapısının araştırılması lazım. İnsanlarımız gerekli araştırmaları yapmadan bir arayış içindeler. Tarım üretme çiftlikleri vardı. Bunlar kapandı. Özelleştirildi. Bu bir yanlış. Özel sektöre devredilince bu iş, özel sektör kar ederse bu işi yapar hale geldi. Geçmiş yıllarda Gelibolu üretildi, sonra melez olarak Tekirdağ üretildi. İlk üretildikleri yıl güzel bir genetik yapıları vardı. Ama daha sonra bozuldu. Genetik yapılar 2–3 yılda değişiyor. Flamura 85 çeşidi Romanya’da 85 yılında üretilen bir çeşittir. Benim çiftçim gelip göğsünü gere gere Flamura 85 ekiyorum diyorsa ben buna üzülürüm. Adamlar bunu 85’te üretmişler. 3 yıl kullanmışlar, başka çeşide geçmişler. Türkiye’nin 7 bölgesindeki toprak yapısı ve iklim şartları belli. Trakya’nın iklim şartları da belli. Bunun planlamasını yapıp kalite ve verim yönünden dayanaklı tohumlar lazım. Kimler buna el atacaksa atsın, yüksek verimi ve kaliteyi artırabilmek için tedbir alınsın. Aksi halde her yıl geriye gidiliyor ve çiftçilerle, un fabrikaları da zor durumda kalıyor.”
BÖLGEDE VERİM DÜŞÜK
Necati Görür, bölge çiftçisi dekar başına 200-250 kilo buğday alırken; Muratlı ve Çorlu bölgesinde en düşük verimin 400-450 kg. olduğuna işaret ederek, çiftçilerin bilinçlendirilmesi gerektiğini ve bu konuda kendilerine düşen görev olduğu takdirde gerekli yardımı sağlayacaklarını ifade ederek, ilgili kuruluşların çiftçiyi bilinçlendirmesini önerdi.
Program; Keşan’dan un ihracı, ihracat pazarı, un sektörünün nereye gittiği konuları konuşulması ve buğday üreticilerine kaliteli verim konusunda önerilerde bulunulması ile sona erdi. |